Sadık Enes ÇETİNKAYA
Mutsuz Dayı

Akşama kadar kafası şişmişti. Sabah soğumuş haşlanmış yumurtasını yedikten sonra 8’e beş kala koyulurdu işe. İş manyağı saha kalfası durmadan emirler savururdu ortalığa. İnşaatta işçiydi… Düz bir işçi… Bugün hiltiyi motorunu yakana dek kullandı. Bıkkın hayatının acısını kırılması gereken betonlardan çıkarıyordu sanki. 5 çocuklu ailesinin çarkını gurbette tozların içinde kaslarıyla döndürüyordu. Büyük kızını geçen yıl bir kaportacıya gelin vermişti gerçi. Bir küçüğü oğlan… Eşek herif dinlemedi sözünü de bitirmedi okulunu. Şimdi memlekette bir tostçuda işe girmişti. Kafası hâlâ oynaştaydı  eşek herifin!

Bir müddet sırada bekledi. Çadır yemekhaneye giriş yaparken demir tabldot orkestrası ona hareketli bir dinleti sundu. İşçiler iştahla dalıyordu yemeğe. E acıktılar tabi… Besmele çekti, çorbadan başladı. Bazen kaşığı nohuda oradan pilava dalıyordu. Ekmekten bol bol koparıp ağzına tıkıyordu. Ekmek… Daha fazla ekmek…

Çoğu akşam terleyen bedenini suya sokmak zor geliyordu. Ama olsun. Su, su ne kadar güzeldi… Saçını hızla kuruladı, 32 ekran televizyonunu açtı, şantiyedeki tahtalardan toplayıp çaktığı sehpasına uzandı eli. Sigara paketinden bir dal çıkarttı ters çevirip birkaç defa sehpaya vurdu. Çakmağı aldı ve sanırım artık geceye göğüs germeye hazırdı. Konteynırın boğucu havasını yavaşça havaya süzülen sigara dumanıyla daha da boğuyordu… Ayak parmaklarına takıldı gözü. Herhalde bir kaç yıl daha çalışırsa çürüyeceklerdi. İş ayakkabıları akşama kadar sertçe kucaklıyordu ayaklarını.

Televizyon sıkıcıydı çoğu zaman. Biraz da dışarıda gezerdi. Her gece istisnasız sevdicekleriyle konuşan gençleri görürdü. Hafif tebessüm eder adımlamaya devam ederdi. Işıklar ne kadar da cansız olurdu geceleri. Loş.. Hayatlar gibi sönük… Döndü ve uyudu. Deliksiz uyurdu. Sahi sabah namazı diye bir şey vardı değil mi? Çok uzaktı biliyordu. Mutsuzdu, daha ne kadar böyle olacaktı…

Onu tekrar bulana kadar, onu bir daha bırakmayana kadar…

Sadık Enes

Nur tanem, Bir tanem, Cennetim…

Sensiz ne yaparım inan hiç bilmiyorum. Allah başımdan eksik etmesin…

Sen nasıl güzel bir nimetsin ki? Allah sana nasıl bir merhamet verdi ki? Yavruna beslediğin muhabbet nasıl bir şey ki…

İçindeki bu bitmeyen enerji nereden geliyor ya hu? Israrla, bıkmadan, yeni baştan, ümitsizliğe kapılmadan, hep aynı heyecanla söylersin bazı şeyleri… Ağzı dualı, dili kur’anlı, eli tespihli… Her şeye pozitif bakışın, çiçekleri öylesine içten sevişin, akvaryumdaki balıklarla komik komik konuşman… Muhakkak dua edilecek, ibret alınacak bir şeyler bulman, ne bileyim iyiki varsın yanımdasın hayat pınarım enerji kaynağım!

Hakikaten hep güzele yönlendirdin. Allahın sana verdiği bu yüklü merhameti bana hep yansıttın. Merhamet… Sen biliyordun ki merhamet sadece başını okşayıp koklayıp öpmek değil, güzel yemekler pişirmek değil. Merhamet ısrarla namaza yönlendirmek, ısrarla ibadete, güzelliğe yönlendirmendi. Bazen çayımı demleyip, karşına oturtup iki satır bir şeyler okumandı, Allah’tan ve Resul’ünden bahsetmendi… Evet sen merhameti böyle tamamlıyordun…

Zamanla nefsime yenik düşüp bağırdım ya hani sana. Merak etme hemen ardından şöyle şeyler aklımda belirirdi: Ahh terbiyesiz enes! yüz yıllar öncesinden bir yeniçeri gelsin de o dengesiz ağzına bir sille çalsın! Ben sana nasıl kıyarım bir tanem…

Ben senden kat be kat razıyım. Allah’ta senden razı olsun annem! Fatımam, Yaseminim…

"Cennet annelerin ayakları altındadır." Sallallahu Aleyhi Vesellem…

http://www.youtube.com/watch?v=exKLbNtwwr4

en çok sevdiğin balığını da koyayım buraya.

nediyordum:

bu şehre kar katiyyen yakışmıyor. kamelyalar her yerde her şey için müstesnadır. terlikle çıktım dışarıya ince kar tabakası sağolsun ayağım kaydı düşmedim ama kahve döktüm elime küçükken cıss dedikleri şeyi yaşadım bi yandan yeri öpmemek için ilginç akrobatik duruşumu sergiliyor bir yandan…

nediyordum:

1.

neden sadece halinden 
ümit kesilsin
sözcük barınaklarının

düşük yapmak kısır olmaktan daha iyi değil mi

sen gittikten sonra saatler öyle ağır ki
hemen hep sürüklemeye başlayacak 
arzunun yatağını kör gibi tırmalayan pençeler
eski aşklar büyütünce kemikleri 
seninkiler gibi gözlerle dolmaya görsün yuvalar
hemen olması hiç olmamasından daha iyi değil mi
yüzlerine sıçrayan karanlık arzu tekrar
söylüyor dokuz gün asla yüzdüremedi batan aşkı
ne de dokuz ay
ne de dokuz ömür


2.

tekrar söylüyorum
öğretmezsen öğrenemem
tekrar söylüyorum bir son var
son defanın bile sonu
yalvarmanın son seferi
sevmenin son seferi 
rol yapmayı bilmemeyi bilmenin
söylemenin son seferinin bile bir sonu var
beni sevmezsen sevilemem
seni sevmezsem sevemem

bayat sözlerin yayığı gene kalpte
eski lavabo pompasından aşk aşk aşk diye fışkıran ses 
dövüle dövüle kesilmiş sütün suyu 
değiştirilmesi imkânsız sözcükler

korkutuyor gene
sevmemek
sevmek ve seni değil
seviliyor olmak ve senin tarafından değil
rol yapmayı
rol yapmayı bilmemeyi bilmek

ben ve seni sevecek olan diğerleri
severlerse seni


3.

sevmezlerse seni



1936
Samuel Beckett
Türkçesi: Suat Kemal Angı

Harika…

limonprodaksin:

beş şarkıdan oluşan, gönlümden kopan minik bir playlist

serhat abi belki bi konservatuar mezunu değil belki konser konser festival festival gezen biri değil ama mütevazi parçalarını ben acayip severim…

başım ulan

başım deli gibi ağrıyor. biraz derslere bakarım diye musa abinin radyoya gitmiştim, sigara içtiler tahirle. baz istasyonu varmış balkonda, baş ağrıma ağrı kattı ağzını kırdığım.

ağzını kırdığım telefonları bir yandan kolay diğer yandan mahvediyorlar ağzını kırdıklarım babadan oğla nesil bunlar. adamı kanser eder bu şrfszler. kaba konuşuyorum çünkü depresifim çünkü artiz olmak bunu gerektirir. 

korkusuzca ders çalışmadım bakalım vizelerden sonra da bu korkusuzluk devam edecek mi? umarım götüne tekme basılmış bir it gibi zırlamam. uuu beybi babamla aramız bozulacak. olum babama yamuk yapmak istemezdim :/. hakkat babam nası biri lan. adamın hammaddesi galiba.

bu durumlarda bana en iyi tabipp gelir. adamın derdini pipetle sömürür. iyi ki tabipp de var olum ya <3. tabipp hep bana kankisi gibi davrandı seviyorum seni tabipp.  galiba tabipp de adamın dibi…

oyy annem hasta :/ Ya Şafî.. anne bence dünyadaki en büyük nimet. çünkü annelere oyy diyip sarılınır. annesi olmayanlara da melekler oyy deyip sarılıyordur bence. 

bu şarkı da iyi http://everyonesmixtape.com/#/mix/jN1athX49Ixb/6 

kimse okumasın lan bunu.  

Ordular ilk hedefiniz Akdeniz.

Ordular ilk hedefiniz Akdeniz.

daş galdırırım.

daş galdırırım.

feyyaz

limonprodaksin:

yaptığım şarkıları bir araya toplayasım var…

çok güzel olur çok da harika olur

limonprodaksin:

yaptığım şarkıları bir araya toplayasım var…

çok güzel olur çok da harika olur